r/TarihiSeyler • • 7h ago

Yazı/Makale 🖋️ Belge Burada....

Enable HLS to view with audio, or disable this notification

107 Upvotes

Ulu Hakan Abdülhamit !!! ne yapmış öyle ya!!!! hAYDİ BELGELİ

Kaynak ;Habertürk Tv , Tarihin Arka Odası programı X 'de @arastiranTarih


r/TarihiSeyler • • 1h ago

Tarihte Bugün📍 Efendiler, yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz…

Post image
• Upvotes

r/TarihiSeyler • • 5m left

Yazı/Makale 🖋️ "Kilise"si Meclis'i Rahatsız Eden Şehir: Kırklareli

Post image
• Upvotes

Türkiye'de yer isimlerini değiştirme uygulamasının en dikkat çeken örneklerinden biri Kırklareli. Bizans'tan Osmanlı'ya, hatta Cumhuriyet dönemine kadar Kırkkilise olarak anılan bölge 95 yıl önce değiştirildi. Nedeni adındaki "kilise"den rahatsız olunmasıydı.

Kırkkilise, bugünkü resmi adıyla Kırklareli, 1367'de I. Murat döneminde Osmanlı toprağı haline geldi.

Osmanlılar bu bölgeye Bizans'taki adı "Saranda Ekklisies" yani "Kırk Kilise" diyecekti. Bulgarlarsa "Lozengrad" yani "Bağ/Üzüm Şehri" demeye devam edeceklerdi.

Osmanlı sisteminde Edirne vilayeti sınırları içinde bir kaza olan, daha sonraysa sancağa dönüştürülen Kırkkilise, 1881/1882-1893 arasındaki sayımlara göre Hıristiyan nüfus ağırlıklıydı.

Sancağın 125 bin 329 kişi olan nüfusundan sadece 36 bin 327'si Müslüman'dı. Yani yaklaşık dörtte biri. 53 bin 663 Rum ile 33 bin 999 Bulgar, Hıristiyan çoğunluğu oluşturuyor, sancakta ayrıca 900 Yahudi, 108 Ermeni, 84 Katolik, 57 Protestan yaşıyor, 191 kişi ise "diğer" diye kaydediliyordu.

Bu bölgenin isminin öne çıkışıysa Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 4 Aralık 1924 tarihindeki oturumunda olacaktı. Meclis'in gündemi aslında yer isimlerini değiştirmek değildi.

Lozan Anlaşması ile önemli bölümü hudut dışı kalmış olan toprakların yönetimiyle ilgileniyordu. Bu kapsamda iki bölge gündemdeydi.

Biri bugün Türkiye'de "Barış Pınarı Harekatı"yla gözlerin yeniden çevrildiği Suriye toprağı Resulayn, diğeriyse büyük bölümü sınır dışında kalmış olan Edirne Vilayeti'ne bağlı Mustafapaşa kazasıydı.

Teklifin içeriğine tepki

Bu bölgelerin sınır içinde kalan topraklarının yönetimi için Meclis'e bir mazbata verilmişti. Dahiliye Encümeni adına mazbatayı kaleme alan (mazbata muharriri) ve Kayseri mebusu Ahmet Hilmi Bey, Mustafapaşa kazasının varlığının Lozan sonrası kalmadığını söylüyor,"(...) birçok köyler hududumuz haricinde kaldı. Hududumuz dahilinde kalan üç köy, iki çiftliktir. Nüfusu da 290 küsur kişi için bir kazayı idame etmek muvafık olmadığından naşi hükümet bu kazanın lağvını teklif ediyor" diyordu.

Kendisinin sözlerine değil ancak teklifin içeriğine tepki gelecekti.

Teklifte "Edirne Vilâyetine mülhak [sonradan katılmış] Kırkkilise Vilâyeti muzafaatından [ilave] Mustafapaşa Kazası lâğv olunmuştur" deniliyordu.

Zonguldak mebusu Tunalı Hilmi Bey'in itirazı vardı: "Efendim, ikinci maddede Kırkkilise Kazası deniliyor. Senelerden beri bu gibi isimlerin değiştirilmesine taraftar olan bir Hükümete karşı acaba Dahiliye Encümeni Mazbata Muharriri ne diyor?"

Tunalı Hilmi bununla da sınırlı kalmıyor, her ne kadar merkezi sınır dışında kalmış olsa da kalan kısmı için Resulayn'ın da adının değiştirilmesini talep ediyordu:

"Acaba Zatı Aliniz buraya vaktiyle Subaşı denildiğini, salnamelerde hatta Pınarbaşı denildiğini duymadınız mı? Buna ne buyuruyorlar?"

Ahmet Hilmi Bey, bu konunun farklı olduğunu hatırlatıyor, "Lâyihalarda bütün vilâyatın [vilayetler], kazaların isimlerini değiştirmek lâzım gelirse bu başka bir meseledir" diye yanıt veriyordu.

Bu tartışmaya ilk aşamada girmeyecek olan Kırkkilise mebusu Doktor Fuat Bey, Balkan Harbi'nin ardından Cesrimustafapaşa kazasının Kırkkilise'nin Poloz nahiyesinden teşkil edildiğini belirtiyordu:

"Bugün Poloz Nahiyesi nahiye şeklinde idare ediliyor. Kaza teşkilâtı yoktur. Onun için bu maddenin kabulüne taraftarım ve kabulünü rica ediyorum."

Daha sert tartışmaysa görüşmelerin devamında çıkacaktı.

"Hayret; Türk oğlu Türklere bakın bir kere!"

Fransızlar ile görüşmeler sonunda merkezi hudut dışı kalan Resulayn için Biga mebusu Şükrü Bey söz alıyor, eskiden Mardin Mutasarrıflığı yaptığını hatırlatarak "Malûmu Âliniz, Harbi Umumi felâketi Cenup [güney] vatanımızdan bir kısmını bizden ayırdığı gibi Resüleynı dahi tamamen ikiye tefrik etmiştir [ayırmak] ve Resülayn öyle bir noktaya isabet etmiştir ki gerek Urfa'dan ve gerek Mardin'den otuzaltışar saat bir mesafede kalmıştır. Elhalatühazihi [hal böyleyken] orada hiçbir teşkilâtımız yoktur" diyecekti.

Görüşmeler sonunda Resulayn kazası oluşturulacak ancak bu aşamada iki talep gelecekti. Biri Çanakkale mebusu Mehmet Bey, diğeri Zonguldak mebusu Tunalı Hilmi Bey'dendi. Önerileri "Resülayn" yerine "Pınarbaşı" denilmesiydi.

Fakat bu talep Meclis tarafından reddedilecekti. Tunalı Hilmi Bey tepkisini şu sözlerle gösterecekti: "Hayret; Türk oğlu Türklere bakın bir kere!"

Her ne kadar görüşmede Resulayn, Pınarbaşı'na dönüşmemiş olsa da artık gündeme gelmiş olan yer adı değişikliği için konu Kırkkilise'ye getirilecekti.

Bu kez devreye Kırkkilise mebusu Doktor Fuat Bey giriyordu: "Yalnız oranın ismi halk dilinde ve gayrı resmî teşkilâtta Kırklareli denmektedir. Kırkkilise isminin 'Kırklareli' namına tahririni [kayıt] rica ederim." Bunun üzerine Tunalı Hilmi Bey, ismi yanlış anlayarak "Yaşasın Kırkeli ahalisi" diyor, düzeltme yine Doktor Fuat Bey'den geliyordu: "Kırkeli değil, Kırklareli."

Bu çıkışın ardından Dahiliye Vekili Recep Bey söz alacak, Ankara'ya taşınmış bu talebin yeni olmadığını söyleyerek "Gerek beyefendi tarafından ve gerek vilâyetten vekâlete müteaddit [birçok] müracaatlar vuku bulmuştur" diyecekti.

Dahiliye Vekili'ne göre bu başvurular sadece Kırkkilise'ye özgü değildi, "birçok vilâyetlerden bu şekilde müracaatlar vuku bulmuş"tu. Recep Bey, tüm diğer müracaatların bir arada çözülmesi için geniş bir liste yapılmasına çalışıldığını söylese de Kırkkilise için çarklar çalışmaya başlamıştı.

Kırkkilise mebusu Doktor Fuat Bey, "Kırkkilise isminin Kırklareli'ne tahvilini [değiştirme] teklif eylerim" sözleriyle teklifini sunacaktı. İç tüzük gereğince teklif Dahiliye Encümeni'ne gönderilecek, kanun mazbatası 10 Aralık'ta yeniden görüşülmesi için Meclis'e iletilecekti.

Her ne kadar ilk görüşmede Kırkkilise isminin Kırklareli'ne dönüştürülmesi isteğinin "kilise" sözüne olan tepkiden olduğu açıkça ifade edilmemiş olsa da bunu açığa çıkaracak olan 20 Aralık'taki görüşmelerdi.

"Vartan'ın Ermeni ismi olduğu malumu âlinizdir"

Müzakerenin daha başında Dersim mebusu Feridun Fikri Bey söz alıyor ve konuyu kendi seçildiği bölgeye getiriyordu. Ona göre değişmesi gereken isim sadece Kırkkilise değildi, Dersim'deki Ermenice yer isimleri bu işe dahil edilmeliydi:

"Efendim! Bu kanunun müzakeresi münasebetiyle Dahiliye Vekili Beyden bir ricada bulunacağım. O da; meselâ bizim dairei intihabiyemiz [seçim bölgesi] olan Dersim'de bazı nahiye merkezleri vardır. Meselâ Başvartanik gibi...Vartan'ın Ermeni ismi olduğu malumu âlinizdir. Meclisi Umumiler bunların tadil ve tebdiline [düzeltme ve değiştirme] karar verdikleri halde, her nedense bu kararlar tatbik olunmuyor. Binaenaleyh böyle gayri millî isimlerin devam ve bekası caiz değildir. Dahiliye Vekili Bey, Meclisi Umumilerin verdikleri bu kararların tatbik ettirilmesi hususunda biraz himmet buyursunlar. Ta ki, böyle lâmillî [milli olmayan] isimler, memleketimizin güzel kasabalarına tesiri tazyikkâr [baskıcı etki] vermesin. Kendilerinden bunu rica ediyorum."

Dahiliye Vekili Recep Bey bu çıkışa, Dahiliye Vekaleti'nin bir liste üzerinde çalıştığını hatırlatarak yanıt verecek,

"Bütün memlekette köylere varıncaya kadar isimlerinin tebdili lâzım gelen mahallerin miktarı ne kadar olduğunu bilir ve tahmin edersiniz" diyecek, bu değişikliğin hızla yapılmasının başta posta ve nüfus hizmetlerinde soruna neden olabileceğini ifade edecekti.

Bir başka olası sorunsa Yozgat'ın adının Bozok olarak değiştirilmesinde olduğu gibi oluşabilecek kamuoyu tepkisiydi, bu nedenle yeni isimler de dikkatle konulmalıydı.

Dersim Mebusu ısrarlıydı, "Vartanik gibi milliyetle hiç münasebeti olmayan bazı isimler vardır ki bunlar tebdil edilsin dedim. Esasen bu gibilerin isimlerinin tebdili için Meclisi umumilerce verilmiş kararlar vardır. Fakat henüz bu kararlar tatbik olunmamıştır" diyordu.

Dahiliye Vekili ise Feridun Fikri Bey'e zaten değişikliklerin "gayrimilli"lik için yapılacağının altını çiziyor, sözü bir kez daha işleyişe getiriyordu:

"Yalnız hakikaten gayri millî olan ve gayri millî manayı ifade eden ve buyurdukları gibi halkın tahassüsatı milliyesini [milli duygular] rencide ve tahriş eden isimlerin miktarı dahi arz ettiğim gibi memleketin vaziyeti umumiyei coğrafiyesini [coğrafyanın genel durumu] bir anda alt üst edecek kadar çoktur."

"Hıristiyan zulmünün timsali şeameti olan bu kilise kelimesini..."

Tartışmaya en sert girecek isim Ergani mebusu Kazım Vehbi Bey olacaktı. Onun sözleri Kırkkilise'nin adının değiştirilmesindeki hedefi, yani "kilise" sözcüğüne yönelik tepkiyi açıkça ortaya koyacaktı:

"Efendim, bilhassa hiristiyan zulmünün timsali şeameti [uğursuzluk sembolü] olan bu kilise kelimesini bendeniz katiyen kabul edemiyorum ve doğru bulmuyorum. Bu menhus [uğursuz] isim memleketin her tarafında mevcuttur. Bizim dairei intihabiyemizde dahi Kilise namını taşıyan birtakım köyler vardır. Ve zannediyorum ki daha birçok devairi intihabiyede [seçim bölgeleri] Kilise namını taşıyan köyler mevcuttur. Binaenaleyh Dahiliye Vekâletinden rica ederim. Zaten Meclisi Umumilerin isim değiştirmeye salâhiyetleri [yetki] vardır. Kilise olan isimlerin derhal tebdilini bir tamim ile vilâyetlere bildirsinler ve bu isimlerin hepsini tebdil ettirsinler."

Konya mebusu Naim Hazım Bey ise verilen teklife karşıydı.

Nedeni "Kırkkilise" adının korunması değil, yeni konulması öngörülen ismin de mahzurlarının bulunmasıydı. Önerilen ismin telaffuzu güçtü.

Ayrıca Naim Hazım Bey'e göre bir şehrin adı değişecekse tek satırlık bir teklifle değil, bilimsel bir heyetin çalışması sonucu geleneklere uygun bir ismin verilmesi gerekiyordu.

Bunun üzerine söz alan Ahmet Hilmi Bey ise Dahiliye Encümeni'nin yaptığı görüşmeler sonrası Kırklareli isminin tarihî ve ananevi bir mana taşıdığına kanaat getirdiğini söylüyordu. Sonunda teklif kabul edilecek, bir gün sonra kanun Cumhurbaşkanı'nın onayına sunulacak, 23 Aralık 1924'te Mustafa Kemal Paşa'nın onayı alındıktan sonra 14 Ocak 1925'te Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girecekti. Böylece yüzlerce yıllık geçmişi olan Kırkkilise adı tarihte kalacak, "gayrimilli" görülen kilise ifadesi çıkarılarak "Kırklareli" resmen kullanılmaya başlanacaktı.

(SK/PT)

Kaynak:[ https://bianet.org/yazi/kilise-si-meclis-i-rahatsiz-eden-sehir-kirklareli-217449 ]


r/TarihiSeyler • • 1h ago

Yazı/Makale 🖋️ Türklerde exogamie (dış evlilik)

Thumbnail
gallery
• Upvotes

Kaynak fotoğraftadır


r/TarihiSeyler • • 1d ago

Fotoğraf 📸 Türkiye’nin ilk kadın hakimi “Mürüvvet Hanım”

Post image
251 Upvotes

r/TarihiSeyler • • 22h ago

Yazı/Makale 🖋️ Seyit rıza'nın yakalandığı dönem çıkan gazete küpürü ''Tan Gazetesi, 24 Haziran 1937'

Post image
97 Upvotes

r/TarihiSeyler • • 16m left

Fotoğraf 📸 Trabzonun Rus işgalinde Rus komutanlar ile fotoğraf çektiren Rum, Ermeni ve Müslüman halkları 1916

Thumbnail
gallery
• Upvotes

r/TarihiSeyler • • 1d ago

Meme 🧻 İkinci Dünya Savaşı Konulu En İyi Karikatürler

Thumbnail
gallery
67 Upvotes

Bazılarına katıla katıla gülmüştüm ilk gördüğümde. Umut sarıkaya yapmış diye biliyorum.


r/TarihiSeyler • • 20h ago

İlginç Bilgi 💡 Bir Satanist ve Sadist bir biseksüel(?), Dünyanın en güçlü Femboy'u, arkadaşlarını arkadan bıçaklamak için fırsat kollayan aşırı şatafak meraklısı bir komplocu ve birkaç tane kendine has tip... Bunlar 1677'deki bir Fransız saha ordusunun başkomutanı ve astları

Post image
19 Upvotes

Öncelikle niyetim offensive olmak değildi öyle anlaşıldıysam özür dilerim. (Cinsel kimlikle ilgili progresif hareketleri şahsen destekliyorum) Lakin Erken Dönem seferleri hakkında okuma yaparken böyle bir ekip görünce normalde bu tarz şeyler paylaşmasam da yine de buraya atmak istedim. Muhtemelen birkaç gün sonra postu kaldırabilir duruma göre.

1677'de Hollanda'da görev yapan bir Fransız ordusunun komutasındaki bazı isimler:

(Başkomutan) Mareşal Luxembourg - Kendisi modern dönemdeki en başarılı generallerden biridir. Ancak 1672'deki seferinde Louvois'e gönderdiği mektuplarda yakıp yıkıp yok ettiği hatta nüfusunun çoğunu katlettiği köyler hakkında övünüyor ve hevesle bahsediyor. Eşiyle arası çok kötü ve onu hiç sevmiyor. Katıldığı partilerde yaptıkları tam olarak da açık değil o yüzden cinsel yönelimi birazcık soru işareti fakat çevresindekilere bakaraktan ve bazı ufak bildiklerimize bakaraktan biseksüel olması olası. Büyücülük ve bazı Satanistik pratiklere bulaşan biri olarak adı çıktığı için Mareşal rütbesine rağmen bir süre Bastille'de hapse atıldı. Özel yaşamında yaptıkları ve diğer skandalları kendine has bir yazı istiyor o yüzden uzatmamak adına burada kesiyorum.

Orlean Dükü Philippe I - Kendisi Kral Louis XIV'in kardeşi ve annesi tarafından tahta rakip olmasın diye feminem yetiştirilmiş birisi. Makyaja, modaya ve kişisel bakıma çok düşkündü.(ve bu konuda kadın giyimine yaklaşan bir tarzı da vardı) Açık bir eşcinseldi. Seferde asttı ve 1677 Cassel Muharebesi'nde Hollanda ordusunun merkezini çökerten süvari hücumunu bizzat o komuta etmiştir

Louis de Crevant - Aşırı gösteriş meraklısı, yemek takımını bile doğrudan bir kraliyet bağı olmasa bile altın ve gümüş takımlarla sık sık yermiş. Ayrıca Luxembourg ve diğer generallerinin kuyusunu kazarak onları her fırsatta şikayet eder, ve raporlarında bilerek başarılarını bile gölgeler. Seferde asttı ve kanat komutanlığı yaptı.

Comte de Fierville - İtalyan asıllı bir subaydı. Kökeni ve Papalık Devleti ile olan para ve mektup trafiği yüzünden ajan olduğu hakkında söylentiler var.

Marquis de Villars (1702'de Mareşal olacak) - En büyük modern komutanlardan. Bu dönemde Sarayın gözdelerinden birinin metresiyle ilişki yaşadığı gerekçesiyle az kalsın ölümüne düelloya giriyordu. General olmadan önce bile aşırı hırslı biriydi, barış zamanlarında bile Bavyera ordusuna geçerek kariyer fırsatlarını hiç kaçırmadı.

Kaynaklar ne yalan söyleyim uzun zamandan beri okuduğum funfactler ve hani seferi fln yazmadığım için burada biraz karışık. Eğer Erken Modern Dönem generalleriyle ilgili başka bir sorunuz veya merak ettiğiniz bir sefer varsa yorumlara yazın cevap veririm.


r/TarihiSeyler • • 17h ago

Soru ❔ Giritli müslümanların yüzde kaçının anadili türkçeydi ?

9 Upvotes

Bildiğiniz gibi Giritli müslümanların çoğunluğu rumca konuşuyordu anadil olarak.

Ama en az 5 kuşaktır Giritli olup hâlâ aile dili türkçe olan var mıydı?

Açıkça bana yok gibi geliyor ama sormak istedim düşüncelerinizi almak için.


r/TarihiSeyler • • 18h ago

Yazı/Makale 🖋️ BISMARCK’IN KISA, DAHA UZUN TARİHİ - 4

Thumbnail
gallery
6 Upvotes

-Fotoğraflar kronolojik olarak sıralanmıştır.-

Bismarck'ın kısa, daha uzun tarihi yazısını yazarken son bölüm olarak planladığım 3. parçayı yazının çok uzun olması sebebiyle ikiye bölmek zorunda kalmıştım. Ardından bu bölümü yazarken de kendimi daha fazla detay eklerken buldum ve yine bölmek zorundayım. Bundan sonra yazacağım 5. bölümün son olmasını umuyorum. Şimdiden okuduğunuz için teşekkürler.

Bismarck Rheinübung Operasyonu için hazırlanırken anlatmadığım önemli bir konuya dönmek istiyorum: Berlin Operasyonu.

Tarih 22 Ocak 1941. Amiral Günther Lütjens komutasında 2 savaş kruvazörü ve 5 tedarik gemisinden oluşan Alman avcı grubu, Kuzey Atlantik ve Kutup Denizi'nde İngiliz konvoylarını vurmak için yola çıktılar. Bunlar; savaş kruvazörü kardeşler Gneisenau ve Scharnhorst, tankerler Uckermark ve Ermland, tedarik gemileri Schlestadt, Friedrich Breme ve Hamburg’du. Görece küçük bir kuvvet gibi gözükseler de kuvvetin kompaktlığı sayesinde vur-kaç taktiklerini kullanmak için optimum sayıyı oluşturuyorlardı.

Ocak, şubat ve mart aylarında avcı grubu, 22 İngiliz gemisini batırmayı veya ele geçirmeyi başararak beklenmedik başarılar elde ettiler. Operasyon 22 Mart 1941'de bittiğinde İngiliz deniz kuvvetlerine 116.600 ton hasar vermişlerdi. Ancak gemiler çok yıpranmışlardı. Özellikle Scharnhorst su tahliye sistemlerindeki arızalar yüzünden sürekli elektrik kesintileri yaşarken, Gneisenau ise A taretine su kaçması sebebiyle elektrik kesintileri yaşıyordu.

Gemiler 2 aylık Kuzey Atlantik Denizi seferini ağır atlatmıştı. Problem, gemilerin tasarımından kaynaklanıyordu. Atlantik pruvası tasarımının deneysel uygulaması sürekli problemler çıkarıyordu. Gemiler sürekli dalgaların altına dalıyor ve güverteleri deniz suyu ile yıkanıyordu. Bu da korunmayan her türlü metal parçayı yıpratıyordu. Bir diğer problem ise yine deneysel olarak uygulanmış olan taret dönüş motorunun hidrolik değil elektrik ile çalışıyor olmasıydı. Özellikle Gneisenau sürekli A taretinin dönüş mekanizmasında sorun yaşıyordu. Scharnhorst ise daha kötü durumdaydı; paslanma yüzünden çalışmayan su tahliye sistemi geminin alt güvertelerini sırılsıklam bırakmıştı. Geminin en alt güvertelerinde nem ve buhardan nefes alınamaz hale gelmişti.

Operasyonun esnek yapısı sebebi ile bitiş tarihi ve gidilecek liman Amiral Lütjens'e bırakılmıştı. Amiral Lütjens'in 4 seçeneği vardı: Alman ana karasında bulunan Kiel limanı, işgal altındaki Fransa'da bulunan Brest ve Saint-Nazaire limanları ve yine işgal altında bulunan Norveç'in Trondheim limanı.

Amiral Lütjens subaylık hayatının en büyük 2. hatasını burada yaptı. En güvenli seçenekler yerine en hızlı seçeneği tercih etti. Norveç ve Almanya limanlarına ulaşım, Danimarka Boğazı'nı aşıp Kutup Denizi'ne, oradan da Norveç kıyılarını takip ederek tekrar güneye inmeyi gerektiriyordu. Amiral Lütjens gemilerine o kadar güvenmiyordu; özellikle Scharnhorst acil bakım gerektiriyordu. Bu yüzden amiral tercihini Fransa'dan yana kullandı. Brest limanı, Atlantik kıyısında kapsamlı bir bakım yapılabilecek kapasiteye sahip tek limandı. Özellikle Kuru Havuz 8 ve Kuru Havuz 9; 250 metre uzunluğu, 36 metre genişliği ile 235 metre uzunluğa sahip Alman savaş kruvazörlerinin sığabileceği tek kuru havuzlardı. Amiral Lütjens hayatının hatasını yaparak bu iki gemiyi İngilizlerin dibine getirerek deyim yerindeyse 22 Mart 1941'de kafese kapattı ve Berlin Operasyonu'nu sonlandırdı. Akabindeki 11 ay boyunca Gneisenau ve Scharnhorst kardeşler sürekli RAF tacizinde kalacak ve operasyonel yetilerini asla kazanamayacaklardı.

İngilizler için bu iki gemi kırmızı alarm niteliğindeydi. Bu gemiler asla operasyonel yetilerini geri kazanmamalıydı. Gemilerin Brest'e girişinden sadece 6 gün sonra, 28 Mart 1941'de Brest Blitz Operasyonu başladı ve 11 ayda sadece bu 2 gemi üzerine 4.000 ton bomba bırakıldı, 300 hava saldırısı düzenlendi. Amiral Erich Raeder'in 4 gemilik planı bu sebeple çöp olmuştu. Ancak yine de yola çıkılmak zorundaydı.

Tarih 18 Mayıs 1941, Wilhelmshaven. Amiral Erich Raeder saat 13.00'te gizli hattan Amiral Lütjens'e tek taraflı telgraf çekerek Rheinübung Operasyonu'nu resmen başlattı. Operasyon öğlen saatlerinde başlamış olsa da gemilerin yola çıkışı geceyi bulacaktı. Saat 21.00, Gotenhafen; ilk demir alan Prinz Eugen oldu. Bismarck'ın limandan ayrılışı 19 Mayıs gece saat 02.00'yi bulacaktı. Donanma yüksek komutanlığı gizlilik gerekçesi ile operasyonun detaylarını sadece yetkili komuta subaylarına iletmişti. İki geminin mürettebatı da rutin bir Baltık devriyesine gidildiğini sanıyordu. Hatta yapılan aşırı ikmal, Norveç istilası için ikmal denilerek gizlenmişti. Ayrıca limanda tropikal kıyafetler de stoklanmıştı, bu da müttefikleri gemilerin güneye gideceğine dair kandırmak için yapılmıştı. Kutuların üzerinde belirgin bir şekilde "Sıcak havalar içindir" yazıyordu.

İki gemi 19 Mayıs 1941 öğlen 12.00 civarında Rügen Adası açıklarında bir araya geldi. Yanlarında onlara Norveç'e kadar eşlik edecek olan 3 Tip 1936a ve tip 1934b sınıfı Z-10, Z-16, Z-23 destroyerleri ile 12 mayın tarama botu bulunuyordu(Z-10 gruba akşam saatlerinde sonradan katıldı). Formasyon Norveç'e kadar destroyer kaptanı ve 6. Destroyer Filosu Komutanı Alfred Schulze-Hinrichs komutasındaydı. Formasyon 1 öncü ve 2 kanattan oluşuyordu. Z-10 grubun 20 deniz mili ilerisinde öncü görevini üstlenmişti; Z-16 ve Z-23 ise merkezden 5'er deniz mili açıktan muhtemel denizaltı tehdidini önlüyorlardı. Formasyon kağıt üstünde kusursuz gibi gözükse de, 20 Mayıs 1941'de ilk hatasını yaptı. Daha öncesinde birkaç defa Danimarkalı balıkçılar tarafından görülmüş olsalar da, Baltık Denizi'nin bu yakasının Kriegsmarine'in tatbikat bölgesi olması sebebiyle çok önem arzetmiyordu. Ancak Kattegat Geçidi farklı bir durumdu. Z-10 ile grup arasında bulunan boşlukta bir anda beliren İsveç hafif kruvazörü Gotland görev grubu ile burun buruna geldi. İsveç tarafsız olmasına rağmen açık kanaldan 2 Alman savaş gemisinin Kattegat Boğazı'ndan geçtiğini yayınlayarak operasyonun gizliliğini bozdu. Ancak görev gücü hala Norveç'e doğru gidiyordu. Amiral Lütjens bu duruma güvenerek operasyona devam etmeye karar verdi.

21 Mayıs 1941 sabah 09.00, Bismarck, Prinz Eugen ve eşlikçileri Z-16 ve Z-23 Norveç Korsfjord'a giriş yaptılar. Saat 11.00 civarında ise Bismarck Grimstadfjord'a demirledi. Gemiye torpido saldırısı ihtimaline karşı 3 tane ticari gemi bağlanarak korunmaya alındı. Prinz Eugen ise oradan ayrılarak yakıt ikmali için biraz daha kuzeyde olan Kalvenes koyuna gitti ve yakıt tankeri Wollin'den yaklaşık 760 ton dizel yakıt ikmali yaptı. Bismarck ise yanaştırılan gemilerin ayrılması gerekmesi sebebi ve yeterince yakıtı olduğu gerekçesiyle yakıt ikmaline gerek duyulmadı. Aslında 18 Mayıs'ta Bismarck sancak yakıt pompasında yaşanan bir arıza yüzünden 200 ton yakıt eksik almıştı ve 28 knot ortalama hızla Norveç'e ilerlemek yakıtı beklenenden çok tüketmişti. Ancak bağlı gemilerin çözülmesi ve geminin dar fiyorda döndürülerek yakıt barcına yanaştırılması saatler sürerdi. Bu yüzden Amiral Lütjens geminin yakıtının yeterli olduğuna dair kumar oynamıştı.

21 Mayıs saat 13.00 civarı İngiliz keşif uçağı pilotu Michael Suckling, Spitfire PR Mk.IV keşif uçağı ile görev grubunun Norveç'te fotoğrafını çekti. Bu durumla ilgili bazı tarihi spekülasyonlar var. Gemilerin orada olduğunu nereden bildikleri hala bir muamma. Bazı kaynaklarda Norveçli ajanların İngilizlere gemilerin Bergen'de olduğunu söyledikleri geçse de gemilerin limana giriş saatleri uçağın kalkış saati ile çeliştiği için kesin olarak kabul edilmez. Bazı kaynakların İsveç hafif kruvazörü Gotland'ın raporu üzerine uçağın kalktığı söylense de bu durum da gemilerin konumunun kesinliği ile çeliştiği için kesin kabul edilmiyor. Pilot Suckling RAF Wick hava üssünden saat 11.00 civarında kalkıyor ve fotoğrafı 2 saat sonra 13.00 sularında çekiyor. Uçağın oraya Bismarck ve Prinz Eugen için gönderildiği kesin. RAF Wick hava üssünden 2 photo reconise (fotoğraflı gözlem) uçağı kalktığını da biliyoruz. Bilmediğimiz şey ise Admiralty'nin gözlem bölgesi olarak neden Bergen'i seçtiği. Bu seferlik talih İngilizlerin yanındaymış diyelim.

Pilot Suckling, RAF Wick hava üssüne öğleden sonra 14.45'te iniş yaptı. Raporlar hemen Londra'ya gönderildi. İlk hamle, halihazırda Kuzey Denizi'nde görev yapan iki kruvazörün Almanların muhtemel rotası olan Danimarka Boğazı'na gönderilmesi oldu. Tümamiral Frederic Wake-Walker komutasındaki gözlem gücü, 1. Kruvazör Filosu'ndan ağır kruvazörler HMS Norfolk ve HMS Suffolk, bugünkü İzlanda ve Grönland arasında bulunan Danimarka Boğazı'na gönderildi. Bu iki gemi özel olarak bu görev için seçilmişti; HMS Suffolk'a yeni üretilmiş Type 284 yüzey radarı takılmıştı. Bu radar, o dönemin en başarılı radarı olan Amerika'nın CXAM-1'ine denk bir radardı.

Yapılan 2. hamle ise Amiral Sir John Tovey'den geldi. Admiralty War Room'dan gelen rapor üzerine Home Fleet'in en hızlı gemileri olan savaş kruvazörü HMS Hood ve King George V sınıfı HMS Prince of Wales zırhlısını, destroyerler HMS Electra, HMS Echo, HMS Icarus, HMS Anthony, HMS Achates ve HMS Antelope ile birlikte Koramiral Lancelot Holland komutasında Alman savaş gemilerini karşılamaya gönderdi. Böylelikle av başlamış oldu.


r/TarihiSeyler • • 1d ago

Minyatür 🖼 Yeniçeriler gittikten sonra kurulan modern Osmanlı ordusu. Muhammed'in zafer kazanmış orduları

Thumbnail
gallery
89 Upvotes

r/TarihiSeyler • • 1d ago

Tartışma Konusu 💭 Çağımızda çıkan ayaklanmalar mevcut hükümetleri daha fazla mı güçlendiriyor?

3 Upvotes

Dünyanın her yerinde ayaklanmalar çıkıyor ama mevcut hükümetler korkmak yerine şiddetlerini daha fazla arttırıyorlar. Mevcut hükümetler daha fazla güçleniyorlar. Ayaklanmak çözüm müdür? Çözüm değilse başka ne gibi alternatifler hükümetleri zayıflatır?


r/TarihiSeyler • • 4h ago

Meme 🧻 Komünistlerin Kabul Edemeyeceği Gerçek

Post image
0 Upvotes

r/TarihiSeyler • • 16h ago

Yazı/Makale 🖋️ Bozkurt Destanı Başlıyor! Türk'ün Kurt Anası | Türk Mitolojisi 10. Bölü...

Thumbnail
youtube.com
0 Upvotes

r/TarihiSeyler • • 1d ago

Fotoğraf 📸 Türklere, Türklüğünü hatırlatan adamlardan Ziya Gökalp ve kızları.

Post image
30 Upvotes

r/TarihiSeyler • • 1d ago

Fotoğraf 📸 Nazilerin Suikasta Uğrayan En Yüksek Rütbeli Yöneticisi: SS Korgenerali Reinhard Heydrich

Thumbnail
gallery
16 Upvotes

Öncelikle bir açıklama ile yazıma başlayayım. Başlıkta belirttiğim Korgeneral rütbesi cephede savaşan bir askeri birliğe ait rütbe değildir. Reinhard Heydrich SS-Obergruppenführer und General der Polizei olarak kaynaklarda geçer . Yani kendisi bir polis/jandarma korgeneralidir. Ama Nazi Almanyası'nda yıllar içinde bu birlikler iç içe geçmiş SS Örgütü bir polis birliği olmaktan çıkıp 1944'te Waffen SS adıyla cephede de savaşmıştır. Sonuca gelirsek. Heydrich dönemin en önemli isimlerinden ve rejimin savunucularından biriydi. Fiziği ve görüntüsü ile de Naziler içinde Aryan ırkına en fazla benzeyen kişiydi. Heinrich Himmler'den sonra Hitler'in en güvendiği ikinci adamdı ve soykırımın planlayıcısıydı.

Ocak 1942'de Wannsee Konferansı'na da başkanlık etmişti. Nazi rejiminin sembollerinden biriydi; bu sebeple müttefikler için öldürülmesi gereken birisi haline geldi. Heydrich'i öldürme fikri 1941'de Londra'da geliştirildi. Plan ağırlıklı olarak sürgündeki Çek hükümeti ve Londra'da temsil edilen Çek yetkililer tarafından düşünülmüştü. Bunların arasında Başkan Edvard Beneš ve istihbarat şefi František Moravec'i sayabiliriz. Çek ekonomisi, özellikle silah endüstrisi Naziler için çalışıyordu; bir şeyler yapılması şarttı ve Londra'dakiler, sürgündeki Çek hükümetinin müttefiklerin gözü onda itibar kaybettiğini hissediyordu. Sürgündeki Çek hükümeti, İngilizlerin güvenini tekrar kazanmak için iş birliği arayışına girdi ve Özel Hareket Birimi (SOE) ile beraber çalışmak istediler. 1940'ta İngilizlerin kurduğu bu özel hareket biriminin görevi, direnişi destekleyerek düşman topraklarında sabotajlar gerçekleştirmekti; tam bir anti-Nazi komando birliğiydi.

Çek ajanlar İngiltere'de eğitildi ve suikast için iki kişi seçildi: Çavuş Jan Kubiš ve Jozef Gabčík. Hedefleri, Prag'ın dehşet saçan yöneticisi Heydrich'ti. Uzun menzilli bir bombardıman uçağı onları memleketlerinin içine kadar götürdü. Ama o kadar zaman ve para harcanarak eğitilen Çek suikastçilere ucuz ve güvenilmez olan Sten marka hafif makineli tüfekler verilmişti. Modern zamanlar için çok ilkel silahlardı ve tutukluk yapma ihtimalleri yüksekti. Çek ajanlar bu silahlarla fark edilmeden Prag'a ulaşmayı başardı. Mayıs 1942'de altı haftadır başkentte bulunuyorlardı, gözlem yapıyor ve Heydrich'in kentin sokaklarında takip ettiği güzergâhları öğreniyorlardı. Reinhard Heydrich, üstü açık ve korumasız bir araçla seyahat etmeyi tercih ediyordu. Sonraları Adolf Hitler, böyle yaptığı için ona "aptal ve gerzek" olduğunu söyleyecekti.

Suikastçiler, şoförün hız kesmek zorunda kalacağı keskin bir virajda bekliyordu. SS amirinin bu virajda yapılacak çapraz ateşte ölmesi gerekiyordu. Silahlar ilk denemede tutukluk yapmıştı; ancak yedek silahları da vardı. Sten tutukluk yapınca diğer ajan Jan Kubiš plastik patlayıcılı bir bomba savurdu. El bombası da Heydrich'in ölümüne hemen yol açmadı, şarapnel yarası açtı ve vücuduna saplandı. Çek ajanlar bisikletle olay yerinden kaçtı. Heydrich hastaneye kaldırıldı; aralarında Hitler'in kişisel doktoru Theodor Morell'in de olduğu en iyi Nazi doktorlarından bir ekip Prag'a gönderildi.

Cerrahlar dalağını almak zorunda kaldı. Başlangıçta bu acil ameliyat işe yaramış gibiydi; konuşuyor ve kahvaltısını ediyordu. Ama Heydrich bir anda komaya girdi ve bir daha da uyanamadı. Kibri ölümcül sonuçlara yol açmıştı: Şarapnelin, aracın döşemesinden bir parça at kılını sökerek yaranın içine kadar getirdiğini sonradan fark ettiler. Bu şarapnel çıkarılmış olsa bile kan zehirlenmesine yol açmıştı ve onu öldüren de bu oldu. Soykırımın da mimarlarından olan, Hitler'in sağ kolu ve Nazi Almanya'sının 1942'deki en önemli üçüncü adamı Heydrich, Berlin'de devlet töreniyle toprağa verildi.

Olay burada bitmedi; bir intikam çılgınlığı kabusu Çeklerin üzerine çöktü. Suikastçileri yakalama ve Çekoslovakya'yı kontrol etme görevi SS-Gruppenführer rütbesindeki Karl Hermann Frank'e verilmişti. Suikastçilerle en ufak bağlantısı olan 1500 insan idam edildi, binlercesi de ölüm kamplarına gönderildi. Prag'da çok sıkı bir sokağa çıkma yasağı uygulanıyordu. Naziler, suikastçileri ispiyonlayanlara 1 milyon mark vereceğini duyurdu. Ödül vaadi işe yaradı; suikastçiler ve yardımcıları bir kilisede sıkıştırıldı ve bütün suikastçiler acımasızca öldürüldü. Savaş bittikten sonra Karl Hermann Frank Amerikalılara teslim oldu. Amerikalılar da korgenerali Çeklere teslim etti ve Çek mahkemesi onu suçlu bularak astı...

Suikaste ilişkin başarılı bir film çekilmiştir: Trailer: Operation Anthropoid

KAYNAK: ASSASSINATION - Operation ANTHROPOID 1941-1942 - Okumak isteyenler için: PDF FORMATINDA LINK

Not: Son iki fotoğrafta suikastleri yapan Çek subayların fotoğrafları ve mezar anıtları vardır.


r/TarihiSeyler • • 1d ago

Yazı/Makale 🖋️ Geç Jin Hanedanı kurucusu Nurhaci Han

Post image
15 Upvotes

Nurhaci (1559–1626), Mançu devletinin kurucusu ve Qing Hanedanı’nın yükselişini hazırlayan hükümdardır. 1583 yılında siyasi yükselişine başlayarak Mançurya’daki dağınık Cürçen kabilelerini askerî seferler, ittifaklar ve siyasi reformlar yoluyla birleştirdi. 1616’da kendisini han ilan ederek Sonraki Jin Hanedanı’nı kurdu ve Ming Hanedanı’na karşı mücadeleye başladı. Askerî teşkilatlanmayı güçlendirdi, daha sonra Sekiz Sancak Sistemi olarak bilinecek yapının temellerini oluşturdu ve kendi halkının siyasi kimliğini pekiştirdi. 1619’da Sarhu Muharebesi’nde Ming kuvvetlerine karşı önemli bir zafer kazandı. Ancak 1626’da Ningyuan Muharebesi’nde Ming ordusuna yenildi ve aynı yıl hayatını kaybetti. Nurhaci, Çin’i fethedemeden ölmesine rağmen kurduğu devlet ve askerî düzen sayesinde halefi Hong Taiji’nin ve sonraki Qing hükümdarlarının Çin’i ele geçirmesinin yolunu açtı.

Kaynak:https://en.wikipedia.org/wiki/Nurhaci


r/TarihiSeyler • • 2d ago

Fotoğraf 📸 Timur İsfahan şehrinde aldığı kellelerden kule yaptırıyor

Post image
24 Upvotes

r/TarihiSeyler • • 1d ago

Soru ❔ Kırım Savaşı sonrasında bir Osmanlı devlet adamına atfedilen sözün kaynağı

6 Upvotes

Yıllar önce okuduğum, ancak bütün aramalarıma rağmen kaynağını yeniden bulamadığım bir anekdot hakkında bilgisi olan var mı? Olay, sanırım Kırım Savaşı’nın ve 1856 Paris Antlaşması’nın ardından, Osmanlı devlet adamlarının katıldığı bir akşam yemeğinde geçiyor.

Dönemin önde gelen devlet adamlarından biri, Osmanlı’nın modernleşme olanaklarına ilişkin oldukça coşkulu, hatta ölçüsüz bir iyimserlikle, aşağı yukarı şöyle diyor: “Şu Rus hayvanlarının seksen yılda başardıklarından çok daha fazlasını biz on yıldan kısa bir sürede başarırız!” Elbette bu birebir alıntı değil; kelimeler, süreler ve konuşmacının kimliği konusunda hafızam beni yanıltıyor olabilir.

Bu anekdot Ahmed Cevdet Paşa’nın Tezâkir veya Ma‘rûzât’ında, dönemin hatıratında ya da diplomatik yazışmalarında geçiyor olabilir. Böyle bir söz veya benzer bir anlatı hatırlayan var mı? Herhangi bir kaynak veya ipucu çok makbule geçer. Şimdiden teşekkürler!


r/TarihiSeyler • • 2d ago

Yazı/Makale 🖋️ Türkçeye Çevrilmemiş Önemli Eserler 2

Post image
12 Upvotes

Mario Alinei'nin 2013 yılında yayımladığı "Gli Etruschi erano Turchi" (Etrüskler Türk'tü: Genetik Yakınlıkların Keşfinden Dilbilimsel ve Kültürel Doğrulamalar) kitabı

Mario Alinei, dünya çapında tanınan İtalyan bir dilbilim profesörü ve UNESCO destekli devasa "Avrupa Dil Atlası" projesinin eski başkanıdır. Ömrünü dillere adamış bu saygın akademisyen, 2013 yılında yayımladığı "Gli Etruschi erano Turchi" (Etrüskler Türk'tü) adlı eseriyle resmî tarih tezlerini kökten sarstı. Roma medeniyetinin temellerini atan antik Etrüsklerin aslında Türk/Altay kökenli bir halk olduğunu; bunu da sadece dilbilimsel ve mitolojik bağlarla değil, modern genetik (DNA) verileriyle kanıtladı.

Ancak Batı akademik dünyası, uluslararası saygınlığa sahip bu profesörün teorilerini tartışmak yerine ona çok sert bir tepki gösterdi. Fikirleri tamamen sansürlendi, görmezden gelindi ve adeta akademik dünyadan aforoz edilerek derin bir yalnızlığa itildi. Kariyerini ve saygınlığını riske atma pahasına resmi tarihin tabularını yıkan Alinei, Batı'nın akademik sansürüne kurban edilmiş en cesur bilim insanlarından biridir.


r/TarihiSeyler • • 3d ago

Fotoğraf 📸 İstanbul'un Çok Eskiden Çekilmiş, Restore Edilerek Renklendirilmiş Az Bilinen Fotoğrafları

Thumbnail
gallery
274 Upvotes

r/TarihiSeyler • • 3d ago

Yazı/Makale 🖋️ Sırp Kralı Lazar Hrebeljanovic’in Tehdit İçerikli Mesajını Getiren Elçiye Sultan 1. Murad’ın Cevabı. Osmanlı Türk değildi diyenlere duyurulur. Neşrî Tarihi (Kitâb-ı Cihânnümâ)

Post image
188 Upvotes

“Eger elçiye ölüm olaydı şimdi seni depelerdüm. Ol mel‘ūn bunuñ gibi lāf u güẕāf ursa, ‘aceb mi ki İslām ḳılıcın görmemişdür. Kimesne ṭabancasın yimeyen kendü ṭabancasın demür ṣanur. Kedi ḳarañu evde kendüyi arslan tevehhüm ider. İnşāallāh aña Türk’üñ erligin gösterem.

Eğer elçiye ölüm olsaydı şimdi seni tepelerdim. O lanet adam böyle boş boğazlık edip büyük konuşuyorsa, İslam kılıcını görmemiş olmasına şaşılır mı? Kimsenin sillesini yemeyen, kendi sillesini demir sanır. Kedi karanlık evde kendini arslan zanneder. İnşallah ona Türk'ün erilliğini (gücünü ve yiğitliğini) göstereceğim."


r/TarihiSeyler • • 3d ago

Tartışma Konusu 💭 Cezayirde beyaz fransızlar gelip yağma yapıyor, insanların evini yıkıyor. 1.500.000 ölü var.

Post image
97 Upvotes

bismillah cest les tenebres C'est quand le blocus wallah mon frnagin. On va tout casser. Met moi dans le groupe blocus (gerçek yazışma)


r/TarihiSeyler • • 2d ago

Video 🎥 Çin tarihinde ufkumu açan Ma Clique oluşumu

Thumbnail
youtu.be
4 Upvotes

Geçenlerde Openfront oynarken Ma Clique diye bi bayrak gördüm, araştırayım dedim araştırmaz olaydım Çin iç savaş tarihine sardırdı kurtulamıyoruz. Kurcalamak isteyen wikipediakolikler falan varsa kaynklarda paslıyorum. Ön gösterim olması açısından videoyu da izleyebilirsiniz.

Kaynak :

https://tr.wikipedia.org/wiki/Kumul_%C4%B0syan%C4%B1?wprov=sfla1

https://youtu.be/48hGOxw2heg?si=9zR0AalWmHwCDiKq